Kürdistan aşktır

Dini, dili, rengi ne olursa olsun Kürdistana ait herşey...

23 Eylül 2013 Pazartesi

Tufan Mitolojisi - Nuh Tufanı

Okuyabilmek için resme tıklayınız!

TUFAN MİTOLOJİSİ - Selahaddîn Mihotulî (Arya Uygarlıklarından Kürtlere)

Küçük büyük birçok dinin, şu veya bu şekilde konu ettiği "Tufan" ile her taraf sular altında kaldığından, bütün canlılar yok olmuştur. Sadece Tufan'ı önceden haber alan bir peygamberin yaptırdıkları gemiye bindirdikleri canlılar kurtulmuştur. Bu kurtulan örnekler de canlılar soyunun yeniden çoğalmasını sağlamıştır. Bu hikayenin, insanlığın kurtarıcısı ile ilgili bir mitolojik anlatım olması; onu kutsallaştırmış, binlerce yıldan beri ard arda dizilmiş hikayeler içerisinde birçok toplum tarafından anlatılmasını sağlamıştır. Birçok toplum, bu olayı kendi dini önderlerinden birine mal ederek, onu yüceltmeye çalışmaktadır. Böylece geçmişlerini sağlam temellere bağlayarak kendilerine onur ve saygı amaçlamıştır.
Gerekli bilimsel arkeolojik çalışmalar yapılmadan önce Tevrat ve Kur-an'ın yazdıkları ilk ilahi belge olduğu sanılıyordu. Bunların anlattıkları Tufan Olayının da ilk defa bu kutsal kitaplarda anlatıldığı kabul ettirilmişti. Ancak Tufan Mitolojisinin dayandığı olaylar ve ilk defe mitolojik olayı yaratanlar tarihi ve arkeolojik araştırmalarla gün ışığına çıkınca, söz konusu onur ve övgünün sahiplerinin değiştiği gözleniyor. Tabletler üzerine çivi yazısıyla yazılan bu mitoloji, Tevrat ve Kur-an'da yazıldığı gibi değil, yapılan birçok versiyonla en ince ayrıntısı bile belirtilmiştir. Böylece bu kitaplara dayanarak ileri sürülen ilahilik idialarının gerçek dayanakları açığa çıkmıştır..

M.Ö.3.bin yıllarında yazıldığı anlaşılan Sumerlere ait bir tabletin sumerolog «Peobel» tarafından çözümlenmesiyle, tek tanrılı din kitaplarının konu ettikleri en büyük ilahi cezalandırma olan Tufan Mitolojisinin kaynağı ortaya çıktı. Halen Londra University Museum'da bulunan bu tablet; bu konudaki en eski yazılı belge olduğu için çok kıymetlidir. Tufan Mitolojisi konusundaki diğer bütün versiyonlar, yüzlerce ve hatta binlerce yıl sonra, bu tabletin ortaya koyduğu geleneğe göre kaleme alınmışlar.
«......Tanrılar, artık kendilerine hizmet etmekte kusur eden ve kontrolden çıkan insanları bir tufanla yok etmeği kararlaştırmışlar. Baş tanrı Enlil, bu tufanı insanların haberi olmadan çıkaracak ve böylece bütün canlılar yok olacaktı. Ancak akıl ve hikmet tanrısı sağduyulu Enki, canlı soyunun yok olmaması için bu haberi gizliden, dindar ve tanrılara karşı kusur etmeyen "Ziusudra'ya" duyuruyor. Ona, bir gemi yapmasını, kendisi ve karısını bu gemiye bindirmesini, ayrıca gemiye her canlıdan erkek ve dişi olmak üzere çiftler almasını, yeteri kadar yiyecek de konmasını (tablet kırık olduğundan detaylar tam anlaşılamamıştır.) tembihliyor. Ziusudra, bu mesaj üzerine bir gemi yaptırarak karısını ve her canlıdan birer çifti bu gemiye alıyor. Tufan başlıyor ve gemi kuzeye doğru hareket ediyor. Dünya Tufan'ın etkisi ile sularla kaplanıyor, tüm canlılar ölüyor. Yedinci gün gemi "Nisir" Dağına üstüne oturuyor. Güneş tanrısı ışıklarını gönderiyor ve Ziusudra onun önlerinde yerlere eğiliyor.
Daha sonra Ziusudra'nın tanrılara bir ziyafet verdiği tabletten anlaşılıyor. Tanrılar da insanlık tohumunu kurtardığı için onu ölümsüz kılarak yeryüzü cenneti Dilmundd'a gönderiyor. Tufan Mitolojisinin bu asıl ve tek belgesi tabiiki tanrılar tarafından gönderilmiş vahilerden oluşmuyor. Anonim halk hikayesi olup bir Sumer şairi tarafından yazılmış mitolojik bir anlatımdır. Bundan sonra yazılacak olan tüm Tufan Mitolojilerinin de ilk kaynağıdır. Daha sonraki bir tablette:
Fırtına altı gün ve altı gece sürdü. Rüzgar yeryüzünü sildi süpürdü. Yedinci gün yavaş yavaş dinmeye başladı. Ziusudra (Akkadlar döneminde isim Utanapiştim olarak değiştirilmiş) gemide bir pencere açarken ağlıyordu. Yer çamur ile kaplanmıştı. Her taraf dümdüz görünüyordu. Gemi "Nisir" Dağına oturmuştu. Ziusudra bir hafta bekledikten sonra, bir güvercin salıverdi, ancak güvercin) konacak yer bulamadığı için geri döndü, sonra bir kırlangıç bırakıldı, o da geri geldi. Daha sonra bırakılan bir karga konacak yer bulduğu için geri gelmedi. Ziusudra gemiden çıkarak dağın başında bir libasyon sundu. Sedir ve mersin ağaçlarından yaktığı ateşte kestiği kurbanları pişirdi.
"Tanrılar kokuyu aldılar,
Güzel kokuyu içlerine çektiler,
Kurbanın etrafına, sinekler gibi toplandılar."
Enlil'in kendisine hizmet edecek bir insanın kurtulduğunu görünce, gemiye girerek Ziusudra ve karısını kutsayarak;
"Şimdiye kadar, Ziusudra(Utanapiştim) sadece bir insandı,
artık o ve karısı bize, tanrılara eşit oldular.
Nehirlerin birleştiği yerde(Cennet) oturacaklar."
Ziusudra bu şekilde ölümsüzleşirken, başta insanlar olmak üzere, gemiye alınan canlılar yeryüzüne yayılıp yeniden çoğaldılar. Tanrılarla insanlar arasındaki ilişki bu şekilde barışla sağlanmış oluyordu.»
Önasya'da ele geçen Tufan Mitolojisinin bütün versyonları aynı coğrafyayı işaret etmektedirler. Bütün versyonlarda gemi Nisir (Nîşîr) Dağına oturuyor ki burası Zagros zincirinde, Yukarı Zap Havzasında 2612 m. yükseklikteki "Pîr Omar Gudrun" tepesi olduğu tespit edilmiştir.
Bir anlatıma göre: "İnsanları ortadan kaldırmak isteyen kötülük tanrısı Ehriman bir tufan çıkarmaya karar verir. Bunu öğrenen Mithra insanlara haber vererek gemi yapmalarını ve içerisine bütün canlılardan örnekler almalarını ister. İnsanlar da buna uyarak gemi yapıp içerisine tüm canlıları koyarak kopan tufandan kurtulmuştur." Burada dikkati çeken husus sadece bir peygamber için kurtuluş haberi gelmeyip birçok insanın Tufana karşı gemi yapmasıdır. Böylece insanların büyük bir kısmı kurtulmuştur. Bu da Mitolojinin anonim halk anlatımlarından doğduğunu gösteriyor.İnsanlar daha Zagroslarda iken bildikleri ve yaptıkları göçlerle Tufan Mitolojisinin Önasya coğrafyası dışına da yayıldığı anlaşılmıştır. Bu coğrafyalarda da olay aynı olmakla birlikte, kahramanların adı ve olayın geçtiği mekanlar, mitolojiyi kendi dinlerine adapte edenlerin kültürüne uyarlanması şeklindedir. Bu uyarlamalardan biri Yunan mitolojisinde görülüyor. Bu uyarlamanın M.Ö: 8-7. yüz yıllarında yapılmış olduğu bilinmektedir. Yunanlaştırılan bu mitoloji kısaca şöyle:
«Tanrılara yeteri kadar kurban ve adak sunmayan, yoldan çıkmış ve sayıları artan Arkadyalılara kızan baş tanrı "Zeus," bir tufanla hepsini yok etmeyi planlıyor. Planı öğrenen yarı tanrı Prometeus, oğlu Deukalion'a haber vererek büyük bir gemi yapmasını söyler. Karısı Pyrrha'yı ve her canlı türden erkek ve dışı örnekleri de gemiye almasını tembihler. Deukalion istenen ölçülerde gemiyi yaparak canlı örnekleri ile yükler. Bundan habersiz Zeus, yok etme planı gereği tufanı çıkarır. Bütün yeryüzü su ile kaplandığından hiçbir canlı kurtulamaz. Ancak sular çekilince Deukalion'nun gemisi Parnasos Dağının üstüne oturur. Böylece canlı soyu tükenmekten kurtulmuş oluyor.» Bütün bunlardan Yunan Tufan Mitolojisinin de Sumerce'de ki aslından adapte edildiği anlaşılmaktadır.
Tufan Mitolojisinin bir başka uyarlanması da Hinduizm'in bir kolu olan "Tao" Dininde Önasya Tufan Mitolojisine benzeyen bir mitoloji görülmektedir. Burada da olay heryerde örnekleri görüldüğü gibi aynı fakat kişi ve mekanlar uyarlamadır. Bu mitoloji kısaca şöyle:
«Yoldan çıkmış ve tanrıyı tanımaz insanların yeryüzünü kaplaması üzerine, tanrı bir tufanla onların soyunu kurutmağa karar veriyor. Hindistan'nın Kuzeyindeki Himalya dağlarının yüksek yerlerinde yaşayan "Waiwasata" adında dinine bağlı bilge bir kişi, tanrıya hizmette kusur etmemektedir. İylik sever ve dürüstür. Bu kişi tanrının bu niyetinden haberdar olur. Büyük bir gemi yaparak türlerin devamlılığını sağlamak için gemiye erkek ve dişi canlılardan örnekler alır. Tufan kopar ve sular yükselerek Himaliya dağlarının boyunu geçer. Ancak gemi yüzer. Sular çekilmeye başlayınca da gemi Himalya dağlarının doruğuna oturur. Gemiden çıkarılan canlılar yeryüzüne yayılarak yeniden çoğalır.» Bu mitolojiyi Hindistan'a götürebilen iki olasalık akla geliyor. Birincisi M.Ö: 2. binin başlarında meydana gelen Arya göçleri ile Hindistana ulaşmış olabilir.
Mitolojinin Sumer tabletlerinde ki orijinal şeklinin ayrıntılarında yapılan bazı değişikliklerle Tevrat'da özet olarak şu şekilde anlatılıyor:
«Lamek'in oğlu Nûh, büyük bir inançla Rab yolunda gitmektedir. Ancak kötülükler çoğalmış insanlar azgınlaşarak Tanrıya olan yükümlülüklerini yerine getirmemektedirler. Bu nedenle Tanrı bir tufan çıkararak yeryüzünü tüm canlılardan temizlemeye karar verir. Buna rağmen kendisine sadık kulu Nûh'a gizliden haber vererek;
"...Kendine Gofer ağacından bir gemi yap, gemide odalar yapacaksın, ve onun içini ve dışını ziftle ziftleyeceksin." diye söyler.
Bunun üzerine Nûh, 30 arşın yüksekliğinde, 50 arşın genişliğinde ve 300 arşın uzunluğunda bir gemi yapıp onu içeriden ve dışarıdan ziftliyor. Geminin içerisinin aydınlık olması şart koşuluyor. Ayrıca gemiye sürüngenlerden erkek ve dişi olmak üzere ikişer çift ve diğer canlılardan yedişer çift alınması emir ediliyor. İstenen şartlarda gemi yapıldıktan sonra içeriye belirtilen sayıda canlı türleri alınıyor. Nûh, karıları ve üç oğlu ile birlikte gemiye biniyor. Nûh'un oğullarından biri bütün ısrarlara rağmen gemiye binmeyerek bir dağa sığınıyor. Gemiye bütün canlılara yetecek kadar erzak da yükleniyor. Bir hafta sonra yağan yağış suları, yeryüzünü kaplamaya başlayor. Kırk gün süren yağışlar bütün yeryüzünü örtüyor. En yüksek dağlarda sulara gömülüyor. Gemi sular üzerinde yüzerek 150 gün dolaşıyor. Sonunda bir dağın tepesine oturuyor. Bu dağ; Tevrat'ın Aramice (Dönemin resmi dili) nüshalarında "Ture Kurd (Kürt Dağı)", diğer dillerdeki nüshalarda "Ararat Dağları(Ararat Kürdistan dağlarına verilen genel addır)", Kur-an'a göre ise bu "Cûdî" Dağı'dır.
Nûh, geminin penceresini açarak temiz hava alır. Suların tam olarak çekilip çekilmediklerini anlamak için önce kuzgunu ve sonra güvercini salı verir. Bunlar konacak başka kara parçası bulamadıkları için tekrar geri dönerler. Nûh bir hafta bekledikten sonra yeniden güvercini salı verir. Bu sefer güvercin ağzında taze koparılmış bir zeytin dalı ile döner. Yedi gün daha bekledikten sonra güvercini yeniden gönderir ancak kutsal hayvan bu sefer geri dönmez. Tevrat'ın Tekvin 8. bap15 da: "Ve Allah, Nûha söyleyip dedi: Sen ve senin karın, ve oğulların, ve oğullarının karıları seninle beraber gemiden çıksın. Seninle beraber olan her beden sahibi, her yaşayan şeyi, gerek kuşları, gerek sığırları, gerekse yer yüzünde her sürüneni kendinle beraber çıkar. Taki onlar yerde türesinler, ve semereli olup yer üzerinde çoğalsınlar." belirtildikten sonra Nûh, geminin kapılarını açarak bütün canlıları salı verir. Canlılar gemiden çıkıp dağdan aşağıya doğru yayılırlar.
"Ve Nûh, RABBE bir mezbah(Libasiyon) yaptı, ve her temiz hayvandan ve her temiz kuştan aldı, ve mezbah üzerinde yakılan takdimler arz etti. Ve RAB hoş kokuyu kokladı;..."» (Tekvin, 8. bab20,21) denerek, Sumer mitolojisinde anlatıldığı gibi Ziusudra'nın Nisir Dağı üzerinde tanrılar için verdiği kurbanın kokusuna gelen tanrılar ile Rabbin nekadar çok benzerlik içinde olduğu açıkça görülmektedir.
Bu mitolojinin gerçek bir felaketten kaynaklanmış olması söz konusudur. Buna göre; 4. jeolojik zaman sonunda Kürdistan dağlarında bulunan buzullar ani iklim değişikliği ile eriyince dağlardan ovalara ve kapalı havzalara büyük su baskınları başlamıştır. Dağlardan düzlük alanlara doğru akan sel birçok yeri sular altında bırakmıştır. Birçok canlı da ölmüştür.
Tufan Mitolojisinin başladığı alanının, Bölgenin jeolojik ve coğrafi özellikleri göz önüne alınınca Van Gölü Havzası olması olasallığı kuvvetleniyor. Burası; etrafı dağlarla çevrili kapalı bir havza olup sular altında kalmış bir yerdir. Dolayısıyla daha önce kuru veya daha az sulu olan Van Havzası buzulların erimesi sonucu coşan sularla aniden dolmuş olması söz konusudur. Böylece toplu telefler olmuştur. İnsanlar bu dağlık bölgeleri terk edince "Kengir(Dağlıadamlar)" grubu da Sumer'e(Aşağı Mezopotamya) gitmiştir. Böylece Tufan Mitolojisinin ana kaynağını oluşturmuştur. Yazının icat edilmesi ile birçok mitoloji gibi bu da Dünya'nın Kabesi durumundaki Mezopotamya'nın dini klasiklerini kendi dinlerine ve coğrafyalarına uygulayan halklara bu mitoloji böylece örnek olmuştur. Yeterli araştırma yapılırsa Van Gölünün bugün kapladığı alanda meydana geldiği anlaşılmış olacaktır.
Kur-an; İncil ve Tevrat, bu kitaplardan herbiri bir öncekinden bahis etmesine rağmen Sumer şairinin Tevrat'dan enaz iki bin yıl önce kil tabletlere yazdıklarından söz etmiyor. İbraniler Babil'e sürgün edildiklerinde (M.Ö: 7. 6. yüz yıllar) Tevrat; biraz İbrani tarihi, kutsallaştırılmış halk hikayeleri ve kültürü; Yahudileştirilmiş Arîanik ve Mısır mitolojilerinden oluşturulmuştur. "Tufan" bunların en önemlisidir. Nûh'un ataları, Adem'den inme Kürdistanlıdır. İsminin etimolojik yapısına bakılınca da Kürtçe bir kelime olduğu görülüyor. Halen Kürtçe'de "nû, nûha: yeni, şimdi" demektir. "Nûh" kelimesi etimolojik olarak bu kelimelerle ilişkili olmaktadır. Yenilik fenomenden dolayı yeni kurtarıcıya "Nûh (yeni)" adı verilmiş olmalıdır. Bu Hint-Avrupa dillerine geçtiği gibi Aryanik bir Kürtçe sözdür. "Tufan" kelimesinin anlamına gelince, bunun da Semitik veya Arapça bir kelime olmadığı anlaşılmıştır. Bu kelimenin Yunan mitolojisinde adı geçen Tiphon adlı canavardan kaynaklandığını söyleyenler de var.
«Cûdî ve Nuh'un Gemisi mitolojisi Kürdistan halkının kültürel yapısında, dilinde ve coğrafi adlandırmalarında doğal olarak etkiler bırakmıştır. Tufan kelimesi Kürtçe'de 'Tofan' şeklinde bir bedduaya ad olmuştur ki bu 'Yok Edici' anlamını taşımaktadır. Kürtler, gerek Agirî ve gerekse Cûdî 'Dağını kutsal sayarlar. Agirî dolaylarında olanlar halen bu dağa yemin ederler. Bu Dağın kutsal olmasından ileri geliyor. Nûh'un Gemisinin bu dağın üstüne oturması da onun kutsallaştırılmasını sağlıyor. Cûdî civarında da buna benzer geleneklerin olduğu biliniyor.
Çeşitli kaynakların belirttiğine göre Cûdî Dağının başında bir tapınak yeralıyordu. Her yıl Ağustos ayının ilk haftasına denk düşen pazar günü, her dindeki Kürtler bu tapınakta bir araya gelerek kurbanlar kesip dualar ediyordu. Çocukları olmayanlar, Tanrıdan kendilerine çocuk verilmesini diliyorlardı. Ancak bu, Devlet yetkilileri tarafından yasaklanmış ve buradaki tapınak da tahrip edilmiştir. Fakat dağın dolaylarında bu gelenekler halen sürmektedir. İnsanların Cûdî'nin başında kurban keserek dua etmeleri, kökleri Sumerlere varan bir geleneğin devamını gösteriyor. Hatırlanacağı üzere, Ziusudra'nın gemisi dağa oturunca, o da bir kurban keserek tanrılara ziyafet vermişti. Tevrat'ın anlatımı ile Nûh'ta aynı şeyi yaptığına göre Sumerlerin torunları Kürtlerin bu geleneğinin kökeni bu şekilde anlaşılmış oluyor.
Yezidi halkı arasında ise bu mitoloji sözel olarak daha değişik versyonlarda anlatılmaktadır. Bu versyonlardan birinde kısaca olay şöyle geçer:
"Tanrı Melekî Tawûs, bir tufan koparmaya karar verir. Bunun için Laleş'in güney bölgelerinde yeralan Ayn Sifni'de bir gemi inşa ederek içerisine bütün canlılardan örnekler de alır. Tufan başlayıp Dicle vadisi sular altında kalınca, gemisi ile nehrin azgınlaşan sularını geçip Sincar dağlarına gelir. Yolculuk sırasında gemide bir delik açılıp gemi su alınca içindekiler tehlikeye girer. Bu arada gemide bulunan bir yılan kıvrılarak deliğin ağzını tıkar. Böylece geminin su almasını ve canlı türünün yok olmasını önler. Bu sayede gemi yoluna devan ederek Cudi Dağına ulaşır. Sular çekilince dağın tepesinde gemisi karaya oturur. Daha sonra Tanrı ve içindeki tüm yaratıklar gemiyi terk ederek etrafa yayılır."
Ancak burada gemiyi yapan Yezidilikteki karşılığı "Melekî Tawûs'un" kendisi olması ve Tufan'ın Kürdistan'da başlaması, bunun otantik değerini çok daha iyi koruduğunu gösteriyor.
Tufan Mitolojisinin aslı, yukarıda bahis edildiği gibi ilk defa bir Sumer şairi veya rahibi tarafından kaleme alınmıştır. Ancak Kur-An, Tevrat ve İncile göre; "Tanrısal olay Tufan gerçek olduğuna göre, Tufan'ı Allah'tan binlerce yıl önce inanılan Baştanrı Enlil başta olmak üzere An, Enki, İnanna, Utu gibi önemli Sumer tanrılarının yer aldığı tanrılar meclisinin kararı ile çıktığı için bunlar da Tufan gibi gerçektir. Ayrıca bunlardan başka Yunan baş tanrısı Zeus'a, Çin dini Tao'a, Yezidi Tanrısı Melekî Tawus'a da Tufan olayları mal edilmiştir. Bu durumda onlar da gerçek tanrılardır. Eğer bu kabul edilmiyorsa yani Tufanı ilk çıkaran tanrılar Put sayılıp sadece onların yaptığı Tufan kabul ediliyorsa, "Tufan’ın da putların işi olduğu." sonucu çıkar.
Kutsal Kitaplar da Nûh Tufanını Kürdistan'da geçtiğini belirtiyorlar. Tevrat ve Kur-an metinlerine göre benzer şekilde anlatıldığı yukarıda görüldü. Geminin üzerine oturduğu dağ; "Ture Kurd (Kürt Dağı), Cûdî", "Ararat (Agirî)" olarak belirtilmiştir. Hıristiyanlar Nûh'un gemisini Ararat (Agirî) üzerinde görmek istiyorlar. Ancak Ararat, aslında Kürdistan Dağlarının genel adıdır. Kur-an Nûh'un gemisini özellikle Cûdî'ye oturtmuştur. Sümer belgelerinde belirtilen dağlar gibi, kutsal kitapların da adını verdikleri bu dağların hepsi beş bin yıl önce de, bugün de Kürdistan'dadırlar. Tufan Mitolojisinin ana öğelerini oluşturan; Ziusudra, Nisir Dağı, Dilmundd (Cennet), Ararat Dağı, Ture Kurd, Nuh, Cûdî; Kürt, Kürdistan ve Kürtçe'ye ait birer öğe olup bu mitolojinin Kürtlerin atalarınca yaratıldığını açıkça gösteriyor. Bu durumda Mitolojiyi doğuran nedenlerin, Kürdistan coğrafyasında meydana geldiği gibi Sumerlerden dolayı Ziusudra da Kürtler gibi Zagros kökenlidir. Nuh Tufan'ı Mitolojisi de diğer birçok Arya-Kürt yaratmalar gibi deyişik şekillere dönüştürülmüştür. Sümerlerin birçok tanrıya yaptırdığı Tufan Mitolojisi'ni, YunanlılarZeus'a Yahudiler Rab'a, Araplar Allah’a yaptırmıştır. Tufan kahramanı Ziusudra, sonsuz olarak ve tarih boyunca insanlığın savunması için, deyişik adlarla hep var olmuştur, olacaktır. İnsanlık geleneklerinin hepsinde, başka isimler ve başka yüzler altında bu kişilik hep görülecektir. Bazıları ona peygamber, bazıları bilge kişi diyecek, bazıları da kahraman. Ama değişmeyen birşey var: Tıpkı Kürt Peygamberi Zarathustra gibi. "Hepsi onun tohumlarını taşıyacaktır."
Bu yazı aslından 4/5 oranında kısaltılarak alınmıştır. Selahaddîn Mihotulî (Arya Uygarlıklarından Kürtlere)

Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder

Blogger Tricks

http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=3692835353982365267#overview/src=dashboard