Kürdistan aşktır

Dini, dili, rengi ne olursa olsun Kürdistana ait herşey...

2 Ağustos 2013 Cuma

Kürd Ulusallığı - Ahmet Kahraman

Ulus (halk) olmanın değişik tanımları vardır. Bunların içinde, genel kabul gören ve Kürtleri en iyi, en anlamlı şekilde kapsayıp, kucaklayacak tanım kısaca şöyle:
“Aynı topraklar üzerinde ortak dil, tarih, yaşama biçimi ve gelenekleri paylaşan insan topluluğu…”
Kürtlerin yapısı, bu tanıma uygundu. Kürtlerin, Roma Reş dedikleri en kuzeyden, Arap, Acem içlerine uzanan en güney uca kadar, bu tanıma uygun homojenlikteydi.
Öte yandan, tek ulustan oluşan devletlere, “ulus devlet” deniyordu. Bunun yanında, Kürtlerin de yakasına yapıştığı üzere, başka ulusları bir torbaya koyup, bundan “tek ulus” yani, ulus devlet çıkarmaya çalışanlar da vardır.
Bu yapılar, çağımızda doku uyuşmazlığı barındıran kanlı topraklardır. Kürdistan bunlardan biridir.
Kürdistan, ikiyüz yıldan beri, benzer şartlar altında olan uluslar gibi, “bir halkı ilhak” ve kırımla yok etme çabalarına karşı direnmektedir.
Zorbalık yalnız Kürdistan’da değil, dünyanın hiç bir yerinde, kalıcı biçimde başarılı olamadı. En başarılı gibi görünen Avrupa’da uluslaşma, Yugoslavya diye bir devleti tarihten sildi. Refahını temsil eden Britanya, Fransa, Belçika, İspanya çözüldü.
İspanya’da Bask ülkesi, Britanya’da Galler, İskoçlar, İrlanda, Fransa’da Korsika, Belçika’da ise ülkenin yarılması…
Çağımız böyle. Artık, köy halinde de olsa her ulus kendisi…
Atatürk, dünyadaki benzerlerinden de farklı olarak, “ulus” yaratmaya kalkışırken, Osmanlı alaturkacılığına takla attırmıştı.
Arapça’da, aynı dinden olanlara “millet” deniyordu. Osmanlı ise ulusu olmayan bir kabuk devletti.

Arabın “millet” kavramını kullanarak, baskılardan kurtulup yaşamak için din değiştiren (Pomaklar –Bulgar-, Boşnak, Sırp, Makedon, Rum, Ermeni ve Gürcü ve ötekiler) kim varsa, kabuk altındaki müslümanları, “Osmanlı Milleti” ilan etmiş, böylece din temelinde bir ulusa sahip olmuştu.
Ulus olmak için din, yeterli değildi, ama çaresizlikten yetinmek zorundaydılar.
Atatürk’ün içinde yer aldığı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin de dayandığı bir ulus yoktu. Kurucu ve şefleri bile Türk değildi.
Yeni devlet ise bir ulusa dayanmak zorundaydı. Atatürk de tutup,
Osmanlı’nın milletini, bir sabah emriyle “Orta Asya dağlarını delip gelmiş, Anadolu topraklarına konmuş Türk” yapıvermişti. Böylece Türk devleti için aranan Türk ulusu bulunmuştu.
Necmettin Erbakan’ın, “Milli Görüş” sloganı bu açıdan, Atatürkçülüğe uygun düşüyordu. Recep Erdoğan’ın “tek millet” narası da...
Türk ulusunun var olması, Kürt ile ülkesinin yok olmasıyla mümkündü. Onun için ülke adı “kıtm” (inkar), halkı da buharlaştı kabul edilmiş, Kürtler “ben varım ve buradayım” dedikçe kırım seferleri düzenlenmişti.
Kılıç darbelerinden arta kalan Kürtler sürgün yollarında, işkence altında bastırılmış, "Ben Kürd'üm!" diyene ekmek de esirgenmişti.
Musa Anter, Kürtçe konuştu diye eşeği ya da eşeğinin palanı haczedilenlerin hikayesini yazıyordu. Şeyhmus Diken de, Türklerin sürgün Kürtlere ekmek bile satmadıklarını yazıyordu, Mezopotamya Sürgünleri adındaki kitabında.
Kürt ulusalcılığının kalemlerinden Haydar Işık, geçen hafta Televizyonda, Kürdistan’daki gelişmeleri anlatırken, 200 yıldan beri süren mücadeleye rağmen “Kürt ulusallaşma hareketinin gecikerek yerleşmeye başladığını“ anlatıyordu.
Nuray Mert de son yazısında aynı konuyu işliyordu.
Doğru. Kürdistan’da 200 yıldanberi fırtına hüküm sürüyor. Kurşunların gıv gıv ettiği bir tipidir, bu. Kurşun tipisinde kırım, yangın ve yıkım sesi yankılanıyor.
Türk devleti İran ve Arap müteffikleriyle saldırıyordu. Fakat artık bölgenin yalnız kovboyu gibi tek başına hileler çeviriyor…
Kürtlerin hızını kesmek için dünyanın orası, burasında bomba patlatıp sivil, savunmasız insanlar katleden, çiğ çiğ insan ciğeri yiyen İslam peçeli Kaideci katillerle müttefik. Onlara yardım için oraya, buraya dikenli tel çekiyor, betondan utanç duvarları övüyor, ordusu da Kürt sivillerin üstüne bomba atıyor.
Ne şan ve şeref!..
Öte yandan Kürtlere yanaşıp, iki büklüm oluyor, “abi elini versene” diyorlar.
Rojava lideri Salih Muslim’in elini tutarken, cami külhanında iyi ayakkabısı olan adamı dolandırmaya çıkmış dinci numarasıyla, müttefikleri El Kaidecilere sövüyor, “onlara karşı sizden yanayız” diye dil döküyor, ertesi gün Güney Kürtleri önünde takla atıyorlardı:
“Bir ve beraber olup, Kürtlere gün aydınlığı göstermeyelim.”
Basireti bağlanmış şaşkınlık işte…
Kürdün, Kürde ihanet günlerinin çok gerilerde kaldığından habersizler.
Başka söze gerek yok, Nuray Mert şöyle yazıyıordu:
“Ulus kimliği, klasik tanımın dışında da, modern çağın siyasi tanımı olmaya devam ediyor. O nedenle, Kürt uluslaşması, farklı bir mecrada seyrediyor ve farklı biçimde kurumlaşacak.”

(Yeni Özgür Politika)

Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder

Blogger Tricks

http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=3692835353982365267#overview/src=dashboard