Kürdistan aşktır

Dini, dili, rengi ne olursa olsun Kürdistana ait herşey...

21 Haziran 2013 Cuma

Zilan katliami KANunu

Askerler, genç kız ve kadınların cesetlerine tecavüz ediyorlardı.

Hamile kadınların karınları deşildi.

İnsanların kafa derisi yüzüldü.

“Kürtler koyun kılığına bürünüyorlar’’ diye koyun sürüleri bombalanıyordu.

tc Zilan Soykırım KANunu

Zilan katliamı Kemalistlerin Kürtlere uyguladığı ikinci büyük katliamdır. 13 Temmuz 1930 yılında Ağrı Serhildan’ına karşı yürürlüğe sokulan bu katliamda vahşet derecesinde insan suçları işlendi. Anne karnındaki bebekten en yaşlısına kadar tüm yöre halkı hunharca katledi (resmi rakamlara göre 15 bin).
Zilan’ın şehitlerini (Van’ın Erciş ilçesinde) rahmetle anıyoruz.

KATLİAMIN TANIKLARININ DİLİNDEN

Mirza Efendi: “Hamile kadınların karınları deşildi”

İçinizde bu kadının karnını deşip piçini çıkaracak bir gönüllü çıksın! diye bağırdı. Birkaç kez seslendi, askerlerden bir ses çıkmadı. Bunun üzerine “Bu işi gerçekleştirecek kişiye 40 gün mükafat izni var”dedi. Bir asker gönüllü olarak çıktı. İki kolundan kıskıvrak tutulmuş zavallı kadının karnını süngüyle yardıKadıncağız hemen öldü. Çocuk yaşıyordu.
Zilan Katliamı’nda ben Diyarbakır’da askerdim. Diyarbakır’dan bölgeye sevk edilen askeri birliklerin içinde ben de vardım. Bölgeye intikal ettiğimizde katliamın taze izleri duruyordui  yeni yapılmıştı. Bizler firar edenler ya da katliamdan kurtulup gizlenenlerin bulunması ile görevliydik. Yakılan Cakırbey Köyü’nde bu amaçla arama tarama yapıyorduk; katledilen insanların cesetleri, yakılan köyün yıkıntıları arasında sağ kalan insanları arıyorduk. Aramalar neticesinde iki kişi bulduk. Her ikisini de alıp komutanın yanına getirdiler. Bizler de arama faaliyetini tamamlayıp orada toplandık. Yakalananlardan biri 80’lik ihtiyar bir adamdı. Diğeri ise, halinden doğumunun çok yakın olduğu belli olan hamile bir kadındı.
Komutan, yaşlı adama bir iki tekme atıp;
-”Bu adam zaten gebermiş, iki kişi kadının kollarından tutsun!” dedi.
İki asker, daha önce gördüğü dehşetin de etkisiyle tir tir titreyen zavallı kadının kollarından tuttu.
Komutan;
İçinizde bu kadının karnını deşip piçini çıkaracak bir gönüllü çıksın! diye bağırdı. Birkaç kez seslendi, askerlerden bir ses çıkmadı. Bunun üzerine “Bu işi gerçekleştirecek kişiye 40 gün mükafat izni var”dedi. Bir asker gönüllü olarak çıktı. İki kolundan kıskıvrak tutulmuş zavallı kadının karnını süngüyle yardı. Kadıncağız hemen öldü. Çocuk yaşıyordu.
Komutan;
Bakın bakalım,erkek mi kız mı diye sordu. Asker erkek diye cevapladı, Komutan;
Piç in erkek olduğunu tahmin etmiştim dedi.
Asker çocuğu da süngüleyip öldürdü.

Bizim evimiz o tarihte Hevırzong Köyü’ndeydi. Amcalarım, dedem dahil, Hasanabdal Köyü’ndeki akrabalarımızın çoğu katledilmişti.  Fakat bizim köye karışmadılar. Babam, akrabalarımızın imdadına koşmak, en azından ölüleri gömmek için, gece katliamın yapıldığı Cebeliye gider. Anlattığına göre; köpekler insan etine alıştıklarındankendilerine de saldırıyorlarmıs. O sahaya zor bela girebilmişler. Sahaya girdiklerinde köpeklerce yiyilmiş, büyük bîr kısmı tanınmaz halde olan yüzlerce cesetle karşılaşmışlar. Katledilenler ancak gece kimse görmeden gizlice ve topluca toprağa verilmiş. O yörede aradan geçen en yıllık süreye rağmen hala insan kemiklerine rastlamak mümkündür. “

Ahmet Yıldız: “Askerler, genç kız ve kadınların cesetlerine tecavüz ediyorlardı.”

’Aşê Davuda ceset doluydu, Ağustos sıcağında cesetler şişmiş, kokuyordu. Askerler, genç kız ve kadınların cesetlerine tecavüz ediyorlardı: “Aşê Davuda (Davutlar değirmeni), Erciş kız yatılı ilköğretim bölge okulunun bulunduğu yerdir, Van –Erciş yolu üzerinde bulunuyor ya. En büyük toplu katliamlardan bir de orda yapıldı. ben o zamanlarda. Askerlere erzak taşırdım. Birkaç defa Aşê Davuda’da kamp kurmuş olan askerlere erzak götürdüm; kendi gözlerimle gördüm. Cenazeleri üstü üste kule şeklinde yığmışlardı. Hiç unutmam, askerler cenazelerin arasına girip güzel kadın ve kızların cesetlerine tecavüz ediyorlardı.”

Kakil ERDEM: “İnsanların kafa derisi yüzüldü.”

“Askerler, hamile kadınların karnını deşiyorlardı. Hamile kadınları öldürüp, çocuklarını karınlarından çıkarıyorlardı. İnsanları gözlerimin önünde kesiyorlardı. Benim gözümün önünde 3 akrabamın kafa derisini yüzdüler. İki kardeşi ağaçlarla döverek öldürdüklerini gördüm’ dedi. Katliamın başladığı sırada dağlara kaçtığını ve saklandığı yerden olup biteni izlediğini belirten Erdem, ‘Günlerce dağlarda aç kaldık. Askerler gittikten sonra köye geri döndük. 35 akrabamı öldürmüşlerdi. Birçok insanı gözümün önünde kestiler. Benim en büyük ağabeyim de sağ, o da bu olayları gördü’ diye konuştu. Katliam emrini İsmet İnönü’nün verdiğini anlatan Erdem, ‘O katliamı hiç unutamadım. Esir alınanları da öldürdüler. Bu katliamda ölenlerin çoğu Kurtuluş Savaşı’nda savaşmış insanlardı. 

Bir asker: “Herkesi bağlayıp taradık.”

Toplam 44 köy ateşe verilir ve yaklaşık 15 bin kişi de Ceme Gürceme vadisinde, birbirlerine bağlanarak toplu bir şekilde vahşice katledilir.
‘Kadın, çocuk ve bebeler dahil herkesi, bölgedeki bütün köylerin halkını, binlerce insanı, Zilan deresine doldurdular.
Etraflarını makineli tüfeklerle çevirdiler. Makineli tüfeklerin başında bizler, yani erler vardı. Ellerimiz tetikteydi ve namlular topluluğa dönüktü. Bizim arkamızda erbaşlar sıralanmıştı. Elleri tüfeklerin tetiğinde namluyu bize yöneltmişlerdi. Onların arkasında, üçüncü sırada subaylar tabancaların namlusuna mermiyi sürmüş bekliyorlardı.
Biz ateş etmesek erbaşlar bizi vuracaklardı. Onlar bizi vurmazsa subaylar onları ve bizi vuracaklardı. Tetiğe bastık. Binlerce mermi deredeki insan topluluğunun üzerine ateş kustu. Kadınların, çocukların, yaşlı, genç erkeklerin korkunç çığlıkları dereyi sardı. Bir süre sonra çığlıklar iniltiye dönüştü. Ve sonra iniltiler de kesildi. Yaşlı ve genç erkeklerin yanında, binlerce kadının, çocuğun, kundaktaki bebeklerin cesetleri bir kan gölü içinde bırakıldı. Kurda, kuşa yem edildi. Bir süre sonra cesetler koktu, çürümeye terk edildi.’

Tayfunê Zilanî: “Cesetlerin altında kaldım ve kurtuldum.”

‘Yüzbaşı Derviş Bey’e bağlı askerler, isyana kalkışacağız diye bir anda Zilan Deresi’ndeki 7 köye baskın yaparak, taramaya başladılar. Herkesi öldürmeye başladılar. Kısa bir süre içinde ortalık cesetlerle doldu. Ben de kaçarken yere düştüm. Cesetlerin altında kaldım. Benim öldüğümü zannettiler. Bütün cesetleri üst üste yığdılar, ben de cesetlerin altında kaldım. Askerler gittikten sonra ortaya çıktım. Ancak ailemden sadece ben sağ kalmıştım. Babam, annem ve bütün akrabalarım öldürülmüştü. Çok az kişi sağ kurtuldu. Kurtulanlar da benim gibi akli dengelerini yitirdiler.’

Abdülkadir Çelebi: “Cesetleri üst üste yığılmıştı.”

“Askerler köye yaklaştığında herkes kaçtı. Kaçamayan ele geçti. Babam beni ve annemi alarak kaçtık. Bonuzlu, Burhan, Kerx, Milk, Kunduk, Sarko, Gomik, Şorık, Milk bu köylülerin hepsini toplamışlardı. Babam Şeytanava’yı da topladılar dedi. Buradaki esirlerin tamamını Mülk’e getirdiler. Biz Boynuzlu köyünün uzağında bir çukura sığınmıştık. Askerlerin eline geçmeyen kaçan herkes oradaydı.” Toplanan bütün köylülerin Mülk’e götürüldüğünü ve silah seslerinin bir kendilerine geldiğini hatırladığını belirten Çelebi, “Cenazelerin altından 100’den fazla insan sağ çıkmıştı. Bazıları yaralıydı, bazıları da yara almamıştı” dedi.
“Köylümüz olan iki çocukta cenazelerin altında çıkıp gelmişlerdi. Bir de Rabia vardı, kucağında bebeği vardı onunla kaçmıştı. Annem ‘Rabia kızım nereden geliyorsun’ dedi. O da cesetlerin altından çıktığını ve çocuğun uyuduğunu söyledi. Meğer çocuk ölmüştü. Gelirken çocuk ağlamasın askerlere ses gitmesin diye memeyi sürekli ağzında tutmuş çocuk boğulmuştu. Rabia’yı ve kucağında bebeğini hatırlıyorum. Askerler gidince cenazeleri defnetmeye gitti babamlar. Giderken üst üste yığılan cesetleri gördüm. Daha o manzara gözümün önündedir. Hiç bir zaman unutmadım” şeklinde konuştu.

Mirze Akmaz:  “Hem kurşunluyor hem de süngülüyorlardı.”

Zilan olayları yaşandığı dönemlerde 8 yaşındaymış. Akmaz yaşadıklarını şöyle anlatıyor; “Bütün köylüleri topladılar. Askerler bizim etrafımızı sardı. Derviş bey atına binmişti. Bizi köprünün diğer tarafına geçirdiler ve Doğanci köyü ile birleştirdiler. Bizi Xeybi adasına getirip bir araya topladılar. Derviş Bey elini salladı üzerimize kurşun yağdı. Kurşun sesleri feryat figan iç içeydi. Sesler kesilince silah sesleri de sustu.” Cesetlerin arasından sağ çıkan Akmaz, anne babası ve kız kardeşinin üstüne kapandığını onların altında kaldığını hatırladığını kaydederek, “Sesler kesilince askerler cenazelerin içine girdiSağ kalanlara süngü ile vuruyorlardı. Bir kaç defa üst üste dolaştılar cenazelerin içinde. Bende anne ve babamın koynundan çıktım ikisi de üstüme kapanmıştı. Elbiselerimden kan damlıyordu. Hiç unutmam” diyor. Annesiyle babasının ve 2 ablasının yanı sıra amcası yengesi ve 9 amca çocuğunun katledildiğini söyleyen Akmaz, ailesinde sadece abisinin ve bir kız kardeşinin cesetlerin içinden çıktığını söylüyor.

Mela Ahmet yıldız: “Hayvalar da öldürüldü.”

’Gök kızıldı ve bulutlar ağlıyordu. Gözyaşları ise alev alevdi. … Bu mahşerden her canlı nasibini alıyordu. “Kürtler koyun kılığına bürünüyorlar’’ diye koyun sürüleri bombalanıyordu. Ortasına bomba düşen koyun önce göğe savruluyor; sonra da yere düşüyordu.”

Hacı Şebab Kandemir: “Ekinler yakıldı, su kuyularına beton döküldü.”

15 binden fazla kadın, çocuk ve yaşlı birbirlerine bağlanarak mitralyöz ateşine tutuldular. Hamile kadınların karınlarındaki çocuklar süngülendi. Ekinler yakıldı, su kuyularına beton döküldü.

Heci Heyder Özer: “İnsanların kafatasları vücutlarından kopup havaya uçuyorlardı.”

…sonrada yağmur gibi gökyüzünden üzerimize et parçaları düşüyordu.
Hepimiz oturduk. Bir kaç kız çocuğu beştaş oynuyorlardı, bazı çocuklar da mendil oyunu oynuyorlardı, hepsi de şen şakraktı. Tepelere xefif makineleri (mitralyöz) kurdular, yönlerini bize çevirdiler… İnsanların kafatasları vücutlarından kopup havaya uçuyorlardı, sonrada yağmur gibi gökyüzünden üzerimize et parçaları düşüyordu. Çığlıklar kesildikten sonra mitralyözler de durdu. Asker dağa vurup gitti” diyordu.

Reşit Akmaz

800, belki de 1000’den fazlaydık. Bizi teker teker tahta köprünün üzerinden karşıya geçirdiler. Hiç unutmam, 10 yaşlarında bir erkek çocuk oynaya oynaya güle güle yanımızda yürüyordu. Adaxeybê vadisine geldiğimizde, Birden bir ses yükseldi: ‘Ateş serbest!’diye. Yağmur gibi üzerimize mermi yağdı. Çığlıklar, Allahu ekberlerKelime-i Şehaddetlerağlamalarinlemelerbebek sesleri, çocuk ağlamaları birbirine karıştı.”

Heci Şebab Kandemir: “Cenazeleri yakıyorlardı.”

 Kanları toprağın üzerinde simsiyah bir tabaka oluşturmuştu
Seyid camisinden Êrşat mezarlığına kadar yolun her iki tarafı kurşuna dizilmiş insan cesetleriyle doluydu. Yazın başlarıydı. Kanları toprağın üzerinde simsiyah bir tabaka oluşturmuştu; annem yine gözlerimi kapattı. Korkmamam için… Erciş’in büyük camisi (Kara Yusuf Cami) var ya işte orasını cezaevi olarak kullanıyorlardı. Askerler Gelîyê Zilan’daki insanları gündüz getirip bu camiye kapatıyorlardı. Akşam olunca da götürüp öldürüyorlardı. Aşê Davuda’da ve Aşê keşiş’e götürüp öldürüyorlardı. Heyderbeg (Haydarbey) yolu üzerinde öldürüyorlardı. Örene (Wêrane) yolu üzerinde öldürüyorlardı. Yekmal yolu üzerinde öldürüyorlardı. Bu şekilde abartısız günde 200 kişiyi öldürüyorlardı. Esir kafileleri Erciş’e getirildiği zaman benle ailem de içindeydik. Êrşat köyüne geldiğimizde bazı evler yakılmıştı. Hala yanıyorlardı. işte bu ateşin içine cesetleri atıyordu askerler cenazeleri yakıyorlardı.”

M.G.: “Katliamı yapanlardan bir çavuşun babama anlattıklarını duydum.”

Ben küçük bir çocuktum. 12 Eylül darbesi sonrasıydı ama tarihi tam bilemiyorum. Zilan katliamını yapan Türk askerlerinden birinin babama soykırımı anlatmasına kendim şahit oldum. Tavukçu dükkanındaydık.  Çavuş;”İisyancıların Erciş’e geleceklerini söylediler. Biz Erciş etrafında mevzilendik. İnsanlar karşıdan ellerinde, balta, dirgenle geliyorlardı. Silahları yoktu. Yaklaşmalarını bekledik. İyice yaklaştıklarında hep beraber taramaya başladık. İnsanların kafaları kopup havaya uçuyordu…Sonra isyancıların geri köylerine kaçanlarını, sağda solda saklananları aramaya başladık. Sağda solda bulduklarımızı, köyde belkide isyana hiç katılmamış insanları ellerini bağlayıp köy meydanında topluyorduk. Hadi mahkemeye gidiyoruz! deyip, ilerleyip köşeyi dönünce hepsini tarıyorduk…Kopan kelleler, vücut parçaları hiç aklımdan çıkmıyor; insanların çığlıkları hala kulağımdan gitmedi…Sürekli vicdan azabı duyuyorum…” dedi.
O gün çocuk aklımla, kendi kulaklarımla şahit olduğum bu katliamın çapının bu kadar büyük olduğunu daha yeni öğrendim…

Cumhuriyet Gazetesi, 16 Temmuz 1930

‘Ağrı eteklerinde eşkıyaya katılan köyler yakılarak, ahalisi Erciş’e sevk ve orda iskan olunmuştur. Zilan harekatında imha edilen eşkıya miktarı, 15 binden fazladır. Yalnız, bir müfreze önünde düşüp ölenler 1000 kişi tahmin ediliyor. Zilan deresine sıvışan 5 şaki teslim olmuştur. Buradaki harp, pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. Zilan deresi, lebalep cesetlerle dolmuştur.’

Vakit Gazetesi 13 Temmuz 1930

“Asiler 5 günde yok edildi. Zeylan deresindekiler tamamen yok edildi. Bunlardan bir kişi dahi kurtulamamıştır. Ağrı’da harekat devam ediyor. Dünden beri harekat sahasında eşkıya kalmamıştır. Büyük kuvvetlerimiz yüksek sarp dağlara iltica edenleri de mahv etmiştir. Zeylan deresi yüzlerce cesetle doludur.”

Cumhuriyet Gazetesi 16 Temmuz 1930

Zilan Deresi’nde gerçekleşen olayı şu şekilde duyurur; “Ağrı eteklerinde eşkiyaya iltica eden köyler tamamen yakılarak ahalisi Erciş’e sevk edilip ve orada iskan olunmuştur. Zilan harekatında imha edilen eşkıya miktarı 15 binden fazladır. Harp pek müthiş bir tarzda cereyan etmiş, Zilan deresi lepalep cesetle dolmuştu.”

Dönemin iktidarlarına göre ise; İsyan mıntıkasında işlenen fiiller suç sayılmaz” dı. Bölge, “serbest atış alanı”ydı.  20 Temmuz 1931 tarih ve 1850 Sayılı Kanunla bu teyid edilmişti:

Madde 1: Erciş, Zilan, Ağrı dağ havalisinde vuku bulan isyanda, bunu müteakip Birinci Umumi Müfettişlik mıntıkası ve Erzincan Pülümür kazası dahilinde yapılan takip ve te’dip hareketleri münasebetiyle 20 Haziran 1930’dan 1 Kanun-ı Evvel 1930 tarihine kadar askeri kuvvetler ve devlet memurları ve bunlar ile birlikte hareket eden bekçi,korucumilis ve ahali tarafından isyanın ve bu isyanla alakadar vak’aların tenkili emrinde gerek müstakilen ve gerekse müştereken işlenmiş ef’al ve hareket suç sayılmaz.
Madde 2: Bu kanun neşri tarihinden itibaren muteberdir.
Madde 3: Bu kanunu icrasına Adliye ve Dahiliye vekilleri memurdur.
Boşaltılan Zilan çevresine bilhassa Çin’li tipli insanlar yerleştirildi.
Not: Bu yazı alıntır. Kendi anımı da ekledim.

Uzun yazı okuyamam diyorsanız;

Newala Xwînê “Kanlı Dere” (Zilan Katliamı Belgeseli – 13.07.1930) izleyebilirsiniz!

Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder

Blogger Tricks

http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=3692835353982365267#overview/src=dashboard