Kürdistan aşktır

Dini, dili, rengi ne olursa olsun Kürdistana ait herşey...

30 Haziran 2013 Pazar

Risale-i Nurlar’daki tahrifat! (8)


Risale-i Nur'ların tahrifatı (Üstadı Kürtlükten çıkarma çabaları) (7/ıı)


İlk yazımda bir tahrifat listesi vermiştim. Bu listede “hata” ve “savab” diye iki sütun vardı. Tahrifatçı efendiler, bu sütunlardan “hata” (yanlış) kısmını Said-i Nursî’ye, “savab”(doğru) olanını ise kendilerine mal etmiştiler. Bu ne demek? Yani Said-i Nursî’nin tensip ettiği kelime ve cümleler yanlış, tahrifatçıların, bu kelimeleri ilga ederek yerlerine ikame ettiği kendi düzmeleri doğru ve isabetli imiş! Sonra da kalkıp, O’na “Üstad”, kendilerine ise “Şakird” demek aymazlığına başvuruyorlar. İşte, bu had ve hudut tanımaz tahrifatçıların tahrifat tecavüzlerini deşifre eden bir örnek de bu yazımız olacaktır. Daha önce de mükerrer defa değinmiştim, onlar yaptıklarına pişman olup Nurlara reva gördükleri tahrifatları düzeltene dek bu deşifre çalışmalarımız sürecektir. Bu nefsî bir müdafaa değil, hak ve hakikatin savunmasıdır. Dolayısıyla yazılarımızı farklı mecralara çekip ırk temelinde yorumlayanları mahkeme-i kübra-i İlahiye havale ediyorum. 

Evet, Risale-i Nur’a karşı kıyım hareketine girişen tahrifatçıların, Üstad’ı n Kürtlüğünü ki bu ilahî bir tercihtir, hazmedememeleri temelinde onu zoraki Araplaştırma teşebbüslerini ve bu bağlamda “Seyyidlik” fenomeni üzerinde geliştirdikleri tezlerinin ne kadar ikrah edilir boyuta tırmandığını bundan evvelki yazımda belirtmiştim. O yazıda merhum Hasan Feyzi’yi kendi ırkçı ve kavm-i necipçi temayüllerine alet ettiğini ispatlamıştım. Özellikle iyi niyetli bazı arkadaşların, Hasan Feyzi’ye mal edilen söz konusu mektubun aslının, yani Osmanlıcasının nerede olduğunu ve adeta niçin neşretmediğimi serişte etmeleri ve istifsarda bulunmaları üzerine, arşiv çalışması yaparak söz konusu mektubun aslına ulaştım.Merhum Hüsrev Ağabeyin hattıyla yazılmış ve Osmanlıca “Zülfikar” mecmuasının arkasına dercedilen mektubun aslı, toplam 18 sayfa olup 635–652 sayfaları arasında geçmektedir. (Not: Adını zikrettiğim Zülfikar, Hayrat Neşriyatın değildir; eski baskılardandır) Şimdi bu uzunca mektubun 650–651’nci sayfalarına geçen ve Emirdağ Lahikası-I’de tahrif edilerek neşredilen kısmın aslını vermekle hakikat-ı hali bir kez daha teyid edelim:


Büyütmek için resimlere tıklayınız!


İşte, bir önceki belgelerimizden “asıl” ve “sahih” olarak nitelediğimiz ve “Konferans” kitabı ile merhum “Mustafa Sungur’dan aktardığımız Hasan Feyzi’ye ait mektubun aslı, yani Osmanlıcası...  Bu orijinal metin, Üstadın zamanından kalma bütün “Zülfikar” mecmualarının arkasında mevcuttur.Aktardığım sayfalardan da görüldüğü gibi, Hasan Feyzi’ye mal edilen ve onun diliyle Üstadı Kürtlükten ihraç ettiren paragraf mevcut değildir. O halde, Üstadı zoraki olarak seyyid ve şerif gösterme çabalarının asılsızlığı ve anlamsızlığı bu belgeyle bir kez daha ispatlanmış oluyor. Ok işaretiyle gösterdiğim nokta, Emirdağ Lahikası-I’deki tahrifkâr paragrafın dâhil edildiği yerdir. Ancak görüyorsunuz ki aslında ve orijinalinde söz konusu paragraf mevcut değildir. Tekrar da olsa, Emirdağ Lahikası-I’de geçen muharref ilaveyi tekrarlayalım:

Ona ‘Kürdî’ denilmesi ve kaside-i Hazret-i İmam-ı Ali'de (r.a.) görülen يَامُدْرِكًا   kelimesinin hazf ve kalbiyle ‘Kürd’  îma ve işaretinin bulunması, gerçekten Kürdlüğüne delâlet etmez ve onun manevi silsile-i şerâfet ve siyadetten tenzil ve teb'idini icap ettirmez. Bu isnad ve izafe, Kürdistan'da doğup büyüyen ve bu lâkapla mâruf ve meşhur olan bu zatın Risaletin-Nur'un tercümanı olduğunu sırf âleme ilân etmek içindir; yoksa Kürtlüğünü ispat etmek için değildir. Kürtçe bilmesi, o kıyafete girmesi ve öyle görünmesi, kendini setr ve ihfa için olup, hakikî hüviyet ve milliyetini ihlâl ve inkâr mânâ ve maksadıyla değildir, diye düşünüyorum."

Şimdi gelelim yazımızın ikinci bölümüne:

Bu bölüm bir öncekinin devamıdır.  Önceki bölümde, Risale-i Nur’a “ilave edilen” bir paragraf üzerinden yapılmış bir tahrifat örneğini sunarken, bu bölümde ise Risale-i Nur’dan “çıkarılan” bir paragrafla yapılmak istenilen bir tahrifat örneğini göstereceğiz. Bu ilave-çıkarma yöntemiyle emellerini tahakkuk ettirmeye çalışan tahrifatçılar, bir taraftan Risale-i Nurları muharref hale getirirken, diğer taraftan Nur Talebeleri ile Risale-i Nur okuyucularının zihin dünyalarını bozma ve hedeflerinden saptırma peşindeler.  Ancak bu öyle kolay olmayacaktır. Gelinen zaman diliminde nisbî bir başarı elde etmişlerse de, bil külliye muvaffak olamayacaklardır...
Şimdi Risale-i Nur’dan çıkartılmış haliyle basılan sayfayı size arz edelim: 



On dördüncü Şua’dan aktardığım bu sayfada ok işaretiyle gösterdiğim aralıkta, aslında olması gereken bir paragraf olduğu halde, tahrifatçı zihniyet oraya da burnunu sokup kendilerince olmamasını temenni ettikleri o kısmı çıkartmışlar. Mevzu, yine “Seyyidlik” isnadı ve Said-i Nursî’nin red cevabı... Önce çıkarttıkları kısmı, orijinalinden aynen aktaralım:

“Ve hiç bir vakit hatırıma gelmemiş ve dememişim ki, benim Mehdiliğim var. Yalnız bir defa bir risalede demişim k: ‘Ahir zamanda gelecek Âl-i Beyt’ten Hazret-i Mehdi’nin çok vazifelerinden bir vazifesi olan iman-ı tahkikî ile ehl-i imanı kurtarmak vazifesi Risale-i Nur’da misli var. İnşaallah, o zat geldiği vakit, Risale-i Nur’u o cihette bir program yapacak’ dediğim, yoksa ben seyyid olmadığım gibi, hiç bir vakit böyle haddimden yüz derece hülyalarda bulunmadığım ve Risale-i Nur’un bazı hüsn-ü zanlı talebelerinin mübalağakârane –mahremce– Üstadına haddinden ziyade hüsn-ü zan edip –Risale-i Nur’un hadimliği itibariyle– bazı böyle müceddid gibi unvanları vermeleri için onları reddedip hatırlarını kırmışımdır.” 

Tırnak içinde Osmanlıca aslından çevirdiğim bu paragraf görüldüğü gibi Şualar’dan aktardığım sayfada mevcut değildir. Bu paragrafın adresi ok işaretiyle gösterdiğim yerdir. Bu tahrifat, bir-iki yayınevi hariç hepsinde mevcuttur. O iki yayınevi de tahrifatçı çevrelerce aforoz edilmişlerdir...Tahrifatçılar, kendilerini bilirler; şimdilik isim vermeden sadece zihinlere kapı aralıyorum ve onların kendilerine çekidüzen vermelerini bekliyorum. Yok, eğer tahrifatçılıkta ısrar ederlerse elbette Nurun hukukunu korumak adına tahrifata teşne olan bütün yayınevlerinin listesini vereceğim.

Şimdi, acaba çıkartılan paragrafla amaçlanan ne olabilir, diye düşünelim. Malumunuz, uzun yıllardan beridir, bir iman-Kur’an meselesi olmadığı halde, Nurcular beyninde ve çevrelerinde Üstadın mehdiliği, seyyidliği tartışılıp durmaktadır. Yapılan tahrifat, tezvirat ve cerbezeler neticesinde Nurları okuyanların ekseriyetinde Üstadın seyyid ve mehdi olduğu yönünde bir kanaat hâkimdir. Ancak hakikat-ı halde, Üstadın kendi beyanatları aksi yöndedir. Yani kendisi, “Ben Mehdi değilim”, “Ben Seyyid değilim”demektedir. Mehdi’nin seyyid olacağı ve Ahir Zamanda geleceğini söylemektedir. İşte yukarıda “çıkartılmıştır” dediğimiz paragraf bu tartışmaları sona erdirecek ve kafa karışıklıklarını giderecek mahiyettedir; yani her şey gayet ayan ve beyandır. Şimdi de çıkartılmış paragrafın geçtiği orijinal (Üstadın düzeltmesinden geçmiş) sayfayı verelim:




Büyütmek için resimlere tıklayınız!


Altı çizili kısım ile son dört satır, Üstadın Afyon mahkemesi safahatında Cumhuriyet hâkimlerine karşı dillendirdiği savunması içinde geçmektedir. Kendisi bu kısımda hiç bir tasarrufta bulunmamıştır ve o gün ağzından nasıl çıkmışsa, aynı şekilde Ondördüncü Şua risalesine de koydurtmuştur. Üstadın zamanından kalma bütün Şualar’da ve Afyon Müdafaalarında orijinal haliyle mevcuttur; bakılabilir.

Hâsılı; her şey gayet açık ve şaibesizdir. Nurlara inancı ve kanaati tam olan bütün Nur Talebelerinin ve Nur dostlarının bu yadigâra sahip çıkmaları, tahrifatçılara hak ettikleri dersi vermeleri, yani onların tahrifatlarına beş para ehemmiyet vermemeleri bir samimiyet ve dürüstlük gereğidir. Hepimizin bu samimiyet ve dürüstlük testinden geçtiğini unutmamalıyız. 
Ne mutlu, samimiyet ve dürüstlük testini başarıyla geçenlere...
Çalışma yeni belgelerle devam edecek...


Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder

Blogger Tricks

http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=3692835353982365267#overview/src=dashboard