Kürdistan aşktır

Dini, dili, rengi ne olursa olsun Kürdistana ait herşey...

21 Haziran 2013 Cuma

Divan-i Lugati't Turk sahte mi?

I- Divan-ı Lügati-t Türk’e Giriş

1072 yılında yazmaya başladığı eserini, 1074’te tamamlayan ve 1076 yılında son şeklini veren Kaşgarlı MahmudDivânü Lügati't-Türk'e şöyle başlar;
Esirgeyen, koruyan Tanrı'nın adıyla;
"Allah'ın, devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Allah onlara Türk adını verdi. Ve yeryüzüne hâkim kıldı. Cihan imparatorları Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türklerin eline verildi. Türkler Allah tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Hak’tan ayrılmayan Türkler, Allah tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile birlikte olan kavimler aziz oldu. Böyle kavimler, Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler, himayelerine aldıkları milletleri, kötülerin şerrinden korudular. Cihan hâkimi olan Türklere herkes muhtaçtır, onlara derdini dinletmek, bu suretle her türlü arzuya nail olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir."
DLT'nin takdimini okumadım da sanki Mussolini suratımın ortasına okkalı bir yumruk attı! Okuyunca zihnimde yankılanan bu ırkçı çığlık, beni dehşete düşürdü. Asla 1000'li yılların girişi olamaz. Bu ifadelerin, o tarihin aklının ve kültürünün ürünü olması mümkün değil! 751 Talas Suyu Meydan muharebesinde yenilen Türkler böylece İslamiyet’i kılıç zoruyla kabul ettiler. 840'ta kurulan Karahanlı Devleti, 960 yılında İslamiyet’i kabul etti. Şamanizm’den İslamiyet’e 100 senede neredeyse her satırda Allah, Allah, Allah diyecek kadar adapte olabilirler mi? Yüzlerce yıl süren Şamanist etkiler değil midir ki güya Türkler Aleviliği icad etti. (çelişki) Türkler hiçbir zaman çok dindar olmamışlardır. Giriş, müslüman bir topluma Türk ırkının üstün ırk olduğunu (ki Türkçülerin her zaman inandığı terane) empoze etmeye çalışıyor. Ayrıca böyle Allah Allah diyen dindar bir toplum nasıl oluyor da Adolf Hitler’i çırak çıkaracak kadar ırkçı sözler söylüyor! (çelişki)
Madem dindarsın, Allah’ın ırk ve ırkçılıkla alakalı sözleri nettir:
“Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık… Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız… Allah katında en şerefliniz takvaca en ileri olanınızdır (O’ndan en çok korkanınızdır.” (Hucurat Sûresi, 13)
Allah Resulü ‘Veda Hutbesi’ndeki ırkçılık-milliyetçilikile alakalı sözleri de apaçıktırr:
“Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.”
Allah Allah diye zikredercesine konuşan biri hangi İslami öğretiden bu ırkçılığı öğrenmiş? Bir insan hem bu derece Allah’ı zikredip nasıl oluyor da böylesine inandığı İslama aykırı olarak, akıl dışı derecede ırkçı-milliyetçi oluyor? Hadi diyelim ki bir insan hem böyle Allah Allah diye zikredercesine Allah’a, islama bağlı hem de bu derece milliyetçi-ırkçı olabilir. Tamam da o tarihlerde bu derece millet bilinci, milliyetçilik yoktu. Devir, ırk ve etnik kimliğin hiç mânâ ifade etmediği bir zamandı. Ha bir filmde Bizans surlarına tırmanırken Malkoçoğlu’nun kolundaki Casio marka saati görmüşüz, ha bir kitapta çağına aykırı bir beyan; ikisi de işin içinde bir iş olduğunu gösterir. 700 yıl sonra icad olunacaktı milliyetçilik. İnsan kavmini sevebilir; ama girişte yer alan bu sözler düpedüz ırkçı faşist bir düşüncenin ürünüdür; kavimcilik değil! Hele faşizm, milliyetçilikten çok çok sonra insanlığın başına bela olacaklı. Faşizm, 1900’lü yılların laneti. Girişteki bu üslup düpedüz İ.T.Cemiyetinin ırkçılığını ve M.Esad Bozkurt'un vs. diğer ırkçıların hastalıklı zihniyetini yansıtmaktadır.
Divanı Lügatit Türk'teki sunum tarzı bana aslında yıllar önceki bir meseleyi hatırlatıyor. İskender Evrenesoğlu vardı bir vakit. Peygamberliğini ilan etmiş, kendisine, Allah'tan gelen vahiy ile bir kutsal kitap indirildiğini de iddia etmişti. O kitaptan sözüm ona ayetler okumuştu ki asla unutmam: "Ey iskender el ekber! Seni kainatın hakimi kıldık!" diyordu. Evrenesoğlu’nun sahte ayeti, girişteki “Allah onlara Türk adını verdi. Ve yeryüzüne hâkim kıldı.” sözlerine ne çok benziyor değil mi? “Cihan hâkimi olan Türklere herkes muhtaçtır”. Vay be!
Bu ırkçı böbürlenme veya kitabın tamamının sahte olduğuna inanmam için daha çok şaibeli husus bulmak gerekir; bunun için çeşitli incelemeler yapılabilir; Örneğin; kitabın hikayesini araştırmak, kitabı ayrıntılı tetkik etmek, yazım tekniğini, ifade gücünü, kullanılan kelimeleri incelemek ve o tarihe uyup uymadığını, buna benzer ırkçı söylemli arkeolojik eser var mı yok mu ve devirdaş eserlerin herhangi birinde böyle ırkçı-milliyetçi böbürlenme var mı yok mu araştırmak gibi.
Yazıyı yazdıktan sonra, yazıyı eklemek için internetten kitabın resmini buldum! Bir de ne göreyim? Kitap gıcır gıcırmış maşşallah! Ne de güzel korumuş Allah! (?)

II- Kitabın Yazılış Gayesi

Divan-ı Lugati-t Türk 1072-1074 yıllarında Abbasi Halifesi’ne sunulmak üzere kaleme alınmış… Yani Kaşgarlı Mahmud, Abbasi halifesini delirtip kendi boynunu vurdurmaya mı çalışıyordu onun yüzüne karşı bu derece akıl almaz şekilde ırkçılık yaparak…Kendisi Abbasi Halifesine bağlı olan biri Halifeye sunacağı kitabında, “Milletlerinin yuları Türklerin eline verildi. Türkler Allah tarafından bütün kavimlere üstün kılındı.” der mi? Akıl var mantık var… Türkler, Çinlilere karşı Halifeden yardım istemişler, Çinlilerin elinden halife onları kurtarmıştır. Ayrıca en basitinden, ben bir hocama bir fikir verecek olsam, binbir nezaketle, kelimelerimi büyük dikkatle seçerek, akıl verir gibi yazmamaya çalışıyorum. Yazdığım cümleleri kontrol edip küstahlık, tereciye tere satma babında anlam taşımaması için yazdıklarımı silip düzeltiyor, tekrar küstahça bulup tekrar siliyorumKaşarlı Mahmud, Bağdat’ta Dünyanın bilmemkaç milyon km’sine hükmeden Abbasi Halifesinin hizmetinde, ona sunmak üzere sözlük hazırlayacak, Abbasi Halifesine İskender Evrenesoğlu’nun ağzıyla konuşacak! Akıl hastası olması lazım! İbn Esr diye tanınan üç Kürt alim kardeşten en küçüğü DiyaeddinSelahaddin EYYUBİ ve sonrasında oğluna hizmet etmiştir. Cizre, Kürdistan doğumlu Mecdeddin ise (1149 - 1210), Musul amiri hizmetindeki önemli bir gelenek ve dil araştırıcı ve gözlemcidir. Onun yazdığı gelenek sözlüğü (Kitab an-Ni/zdya) 1893 yılında Kahire'de yayınlanır, ve ayrıca Ferdinand Seybold tarafından (Kitab ul-Murassa) isminde yazılmıştır (Weimar, 1896). DLT ile çağdaş sayılabilecek bu eserler incelenip, herhangi Hitler vari, İ.T.Cemiyeti vari bir ırkçı şuursuzluk var mı yok mu tespit edilmelidir! Ancak ben bir avukat olduğum için bunları araştırmak biraz daha zor olduğundan bu aşamada kitabın ortaya çıkış hikayesinden devam etmek istiyorum.

III- Divan-ı Lügati-t Türk’ün Keşfi - Bulunuşu

Kitabın ortaya çıkışını bulup okuduğumda yüzümdeki zafer kazanmış komutan ifadesini, tebessümü görmenizi isterdim. 1915 yılında Sahaflar'da kitapçı Burhan Efendi'ye bir kitap gelmiştir. Kitabı getiren, eski maliye nazırlarından Vanizade Nazif Paşa'nın akrabası bir kadındır. Kitapçı, yapıtı satmak üzere Ali Emiri Efendi'ye gösterir. Ali Emiri Efendi kitabın değerini hemen anlar, otuz sarı lirayı bastırır. Kitap, ittihatçıların güçlü olduğu zamanlarda, Ermeni soykırımının olduğun zamanlarda tesadüfen bulunmuşmuş! Bulup getiren de Maliye Bakanı'nın yakınıymış. Maliye Bakanında 30 kuruş yokmuş:) Akıl var mantık var, herhangi biri en basit tarihi belgeyi gözü gibi korurken, nasıl oluyor da bir bakan bu kitaba sahip çıkamıyor da bakan akrabası bu kitabı üç beş lira için satıyor. O tarihe kadar hiçbir şekilde ortada olmayan, görenin olmadığı, hayali bir kitap olan DLT, tam da 1915 yılında, o soykırımı yapacak aklın ürünü kelimelerle yazılmış ve tam da 1915 yılında bulunmuşmuş… Bu kargaları bile güldürecek keşif masalı, kitabın basım hikayesini araştırmaya beni mecbur etti.

IV- Divan-ı Lügati-t Türk’ün Basım Hikayesi:

Öncelikle bu kitabın, Kaşarlı’nın kendi el yazması olduğu dahi iddia edilmiyor. Demek ki yazıda, imzada bazı şaibeli hususlar var. Buna kılıf uydurmak için bu yazmaya 1266 yılı 1 Temmuzu'nda Muhammed İbni Ebu Bekir İbni Ebu'l-Feth es-Savi'nin örneklediği yazmadır.” Deniyor.
Basımında 3 kişi rol alıyor: Sadrazam Talat Paşa (İ.T.Cemiyetindeki ırkçı soykırımcı asimilasyoncu sürgüncü işkenceci Talat Paşa) , eseri görmeden âdeta ona sevdalanan ve basılmasını en çok isteyen Ziya Gökalp (Türk ırkçılığının kurucu babası olan Gökalp) ve Kilisli Rıfat'tır (Kitabı yazan uzman arkadaş). Bu önemli üç şahsiyet, âdeta bir senaryo yazıp oynayarak Ali Emiri Efendi'yi eserin basılmasına ikna edebilmişlerdir. Dağınık ve sayfa numaraları olmayan eseri Kilisli Rıfat Bey iki ay gibi bir zamanda üç kez okuyup kontrol etmiş, dağınık sayfaları sıraya koyarak eserin tamam olduğuna karar vermiş ve eser sonra ciltlenmiştir. Ali Emiri kitabı basmak istemiyormuş. Ancak Kilisli Rıfat'ın bulduğu bir çare vardı: o da Sadrazam Talat Paşa'nın devreye girip Ali Emiri Efendi'yi ikna etmesiydi. (Böyle bir eseri basmak istememek Türk halkına ihanettir; eşyanın tabiatına aykırıdır ve bu uydurma hikaye saçma sapandır.) Fakat bu o kadar kolay bir olay değildi. Çünkü Talat Paşa'nın Ali Emiri'nin evine gitmesi veya onu Babıaliye çağırması olmazdı. Ziya Gökalp ve Kilisli Rıfat bir plan yaparak Ali Emiri Efendi'nin yakın dostu Adliye Nazırı İbrahim Beyin, Emiri'yi evine yemeğe çağırıp yemekler yendikten sonra, Sadrazam Talat Paşa'nın arkadaşlarıyla tesadüfen ziyarete gelip orada Emiri’ye iltifatlar ettikten sonra eserin basımına ikna etmesi idi. Bak bak bak, adam dünyanın en önemli kitabını basmak istemiyor(akıl dışı) ve iknaya binbir şaklabanlıkla kimler geliyor: Sadrazam Talat Paşa! Ziya Gökalp! Basım için yine kitabı derleyip toplayıp numaralandıran Kilisli Rıfat görevlendirilir. Böylece Kilisli Rıfat, 1915 yılında kitap bulunduktan hemen sonra eserin kendi el yazısıyla bir kopyasını çıkarır, bu kopyadan da işleyerek (birinci cildini 1915, ikinci cildini 1916, üçüncü cildini de yanlış doğru cetvelini ekleyerek 1917'de yayınlar.

Artık en önemli soru Kilisli Rıfat kimdir eserleri nelerdir?

Aşağıdaki kısmı başka kaynaktan kopyalayıp buraya yapştırdım.

Rif’at Bilge (1874 - 1953)

Türkoloji dünyasının tanınmış ve önde gelen isimlerinden biri olan Kilis’in yetiştirdiği büyük Türkolog Kilisli Muallim Rifat Bilge Türk diline hizmet etmiş en büyük ilim adamımızdır. 1874 yılında Kilis’in Cedit mahallesinde doğmuştur. Zabtıyye çavuşlarından Abdülkerim Bey’in oğludur. Muallim Rif’at Bilge, babasını küçük yaşta kaybetti. Kerim çavuş oğlu Ahmet Rif’at, dayılarının yardımıyla ilk ve rüşdiyye öğrenimini Kilis’te yaptı. Daha sonra, 18 yaşında İstanbul'a geldi ve 1898 yılında İstanbul Darü’l-Muallimin’in yüksek kısmını birincilikle bitirdi
Çok sevdiği öğretmenlik mesleğine böylece atılmış oldu. Rif’at Bey önceleri rüşdiyye ve i’dadiler’de, sonraları liselerde Türkçe, Arapça, Farsça, Tarih ve Edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Medresetü’l –Kuzat’da Ceza Kanunu, İmam Hatip Mektebinde ise Felsefe derslerini vermiştir.Ayrıca, İstanbul Üniversitesi İlahiyat ve Edebiyat Fakültelerinde Arap Dil ve Edebiyatı derslerini okuttu. Bu arada İstanbul Hukuk Mektebinden de pek iyi derece ile mezun oldu. “Kilisli” lakaplı bu ünlü bilgin aynı zamanda “Muallim” lakabıyla da anılmıştır. Bu nedenle Ahmet Rıf’at Bilge’ye “Kilisli Muallim Rif’at” denirdi. Türk diline unutulmaz hizmetler vermiş ve şöhreti yurt sınırları aşmış olan Kilisli Muallim Rif’at’ı Avrupa’da tanıyordu. Türk dilinin birinci derecede önemli eski anıtlarından birçoğunun ilk yayımlarını yapmak, resmi ve hususi kütüphanelerini araştırarak bazı anıtları bizzat kendisi ortaya ortaya çıkarmak, Kilisli Muallim Rif’at’ın Türk Filolojisine yapmış olduğu en büyük hizmetlerdir. XI. Yüzyıl Hakaniye Türkçesinin şaheserlerini, en eski Oğuzca metinleri, XIV- XV Yüzyıl Kıpçak Türkçesi yadigarlarını bizlere tanıtan odur.
Son zamanlarda doktorların kendisine istirahat tavsiye etmesine rağmen, çalışmalarına hiç ara vermeyen Türkoloji dünyasının bu ünlü bilgini Kilisli Muallim Rif’at Bilge 22 Şubat 1953 Pazar günü, Ankara Maltepe’deki evinde geçirmiş olduğu kalp krizi sonucu 79 yaşında hayata gözlerini kapamıştır. Kilis’in yetiştirdiği bu büyük Türk Dil Bilgini, Ankara Cebeci Asri Mezarlığına gömüldü. Türk dil tarihinin tanınmış simalarından biri olan Kilisli Muallim Rif’at çok değerli bir Türkçeci idi. O her zaman sade bir Türkçe’yi savundu ve dilimizin yabancı kelimelerden arınması için çalıştı.

Kilisli Muallim Rif’at’ın Eserleri :

1- Kitab-ı Dede Korkut (Ala Lisan-ı Ta’ife-i Oğuzan, Dresden yazmasından, 1914)
2- Divanu Lugati’t-Türk (3. cilt 1. ve 2.cilt 1915. 3. cilt 1917, İstanbul Matbaa-i Amire)
3- İdni Mühenna Lugati (İstanbul, müze Kitaplığından, 1919)
4- Ferheng-Name-i Sa’di Tercümesi (Ali Emiri Efendi kitaplığından, 1924)
5- İbni Mühenna’nın ( El-Kavaninü’l – Külliye Li-zağlil Lügatı- Türkiye) sinin istinsah ve tashihi, (Sait Ali Paşa Kitaplığından 1928)
6- Sultan Veled’in Divan-ı Türki’si (Veled Çelebi (izbudak) ile birlikte, 1925
7- Astarabadi’nin Kadı Burhaneddin tarihi olan Bezm-u Rezm (Farsça metin, 1928)
8- Ebu Hayyan’ül Endülisi’nin Kitabü’l-idrak Li-Lisani’l Etrak’ine yazılmış olan 1531 kelimelik Haşiye (Veled Çelebi ( İzbudak ) ile birlikte 1936
9- Maniler (1928)
10- Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin (7. ve 8.ciltlerinin Türkçeye çevrilmesi, 1928 )
11- Şeyh Sa’diden Gülistan ve Bostan Tercümeleri (1943)
12- Keşf-üz Zunun ile Zeyl’in basım ve yayımı (Şerafeddin Yaltkaya ile birlikte, 1.11.1941, 1945)
13- Suyolcuzade Mehmet Necib’in Devha-tül-küt-tab’ının tertip ve tashihi, (Güzel Sanatlar Akademisi Neşriyatından No: 16 İ stanbul 1942)
14- Esma-i Müellifin, I (İbnü’l- Emin Mahmud Kemal İnal ile birlikte, 1952)
15- Salaheddin-i Safeddi’nin El-Vafi Fi’l- Vefetat’ı (H.Ritter ile birlikte)
16- İmam Hasan’ın Ahkam-ı Kur’an’ı Celal-i Devvani’nin Arznamesi ayrıca da Yeni Sarfı Arabi, gibi eserler tarafından istinsah ve tashih olunmuştur.
17- ( Kutbi Mekki’nin ) İstanbul Seyahatnamesi, ile ( Utu’nin ) Sultan Mahmut Gaznevi ile babasına ait tarihini tercüme etmiştir. Ayrıca Kilisli Muallim Rif’at Bey, Bir çok Arap ve İran klasiklerini de Türkçeye çevirmiştir.
Kilis, Arapların yoğun yaşadığı bir yerdir ve Kilisli Rıfat'ın bu eseri kaleme alabilecek ya da ırkçı eklemeleri yapabilecek beceri ve bilgi sahibi biri olduğu görünüyor.
Malumunuz, buluntuların yaşının tespitine yarayan ünlü "Radyokarbon testi" organik maddelere uygulanabilir. Kağıt, organik madde olan ağaçtan mamul olduğundan Dendrokronoloji yöntemiyle eserin tarihini tespit etmek mümkündür. Halep oradaysa arşın da buradadır!

Tepkiler:

1 yorum:

Yorum Gönder

Blogger Tricks

http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=3692835353982365267#overview/src=dashboard